Pehlivanköy Panayırı PAVLİ

0
7
-Article Top-

Türkiye’nin en eski panayırı olan Pavli, 2 bin nüfuslu Pehlivanköy İlçesinde 109. defa kuruldu. 109 yıldır ara vermeden kurulan Pavli, Osmanlı kaynaklarına göre ilk defa Sultan II. Abdülhamit’in fermanı ile 1910 yılında kurulmuş. 

II. Abdülhamit’in fermanıyla kurulan panayır, bölge insanının eğlenmesi, kaynaşması, hasat ettikleri ürünlerini satarak ticaret yapması amacıyla kurulduğu söylenir. 

109. Pavli panayırı bu yılda geçmişteki coşkusundan bir şey kaybetmeden kutlandı. Çeşitli kaynaklar Pavli panayırının ana iki unsurunun olduğunu söyler. Romanlar ve Pomaklar. Romanlar Pavli’nin eğlence yüzü, Pomaklar’da ticaret. Pavli’de durum 109 yıldır böyle.


Pehlivanköy Belediye Başkanı Hüseyin Açıkel, panayırın Türkiye’de bir eşinin daha olmadığını söyleyerek; “2 bin kişinin yaşadığı ilçemizin nüfusu panayır zamanında 150 binlere ulaşıyor. Bu yılda üç günde 150 bini geçik insan Pehlivanköy’e geldi. Panayır İlçe’mize ekonomik açıdan büyük bir girdi sağlıyor. Panayırı görmek için ülkemizin hatta dünyanın birçok yerinden yerli yabancı turistler  bölgemize geliyorlar. Panayır sadece Trakya’ya değil, tüm Türkiye’ye hitap etmektedir. Panayırımıza bir gelen her yıl gelmek istiyor.” dedi.

-Article Inline-

PEHLİVANKÖY TARİHİ

Pehlivanköy’de ilk yaşayanlar M.Ö. 700 yıllarında Ergene Nehri kıyılarına yerleşmiş olan Trak’lardı. M.Ö. 335 yıllarında Makedonyalılar bu topraklara sahip olmuştur.
Pavli’nin aslı Pavula’dır ve bu isim de Hıristiyan azizlerden Aziz Pavulos’tan gelmektedir. 46 yılında Roma topraklarına geçen bölge, daha sonra Bizans topraklarında yer almıştır. Yerleşimin adıyla ilgili olarak bir başka iddiaya göre 8. yüzyılın ortalarında dönemin Bizans İmparatoru Anadolu’da Sivas-Malatya arasında yaşayan ve kendisine zorluk çıkaran Pavlikan aşiretini bu bölgeye getirmiş ve bölge adını bu aşiretten almıştır.

OSMANLI DEVRİ

1363 yılında Hacı İlbey ve Evrenos Paşa Pehlivanköy’ü fethedip, Osmanlı Devleti sınırları içine soktu. Osmanlı döneminde de topraklarda Bulgarlar yaşadı. 1829’da Osmanlı – Rus savaşında Edirne’yi işgal eden Rus birlikleri Pehlivanköy’e de girdi. Topraklar 1877-1878 “93 Harbi”nde de bir yıl Rus işgali altında kaldı. Ayestefanos Antlaşması ile kurulacak Bulgaristan Prensliği’nin bir parçası oldu. Ancak bölgede kurulacak Rusya destekçisi bir devlete karşı çıkan İngilizler yüzünden imzalanan Berlin Antlaşmasında Osmanlı topraklarına bırakıldı. 1864 itibariyle Edirne vilayetinin Uzun Köy Kazasına bağlıydı. Daha sonraki yıllarda Lofça  bölgesinden büyük göç aldı ve bölge halkının çoğunluğunu Pomak gurupları oluşturdu. Pomakça halen geçerliliğini koruyan bir dil olarak burada kaldı.

1912-1922 DEVRİ

Balkan Savaşları sırasında da bir yıllık işgal altında kalan Pahlivanköy daha sonra  Bulgar’lardan geri alındı. Pehlivanköy’de yaşayan Bulgarlar Osmanlı Devleti sınırları dışına çıkarılıp dışarıda kalan Pomaklar yöreye yerleştirildi. I. Dünya Savaşı sonrasında da Pehlivanköy Yunanllıar tarafından işgal  edildi.Yunan işgali de iki yıl sürdü. 9 Kasım da işgal sona erip Pehlivanköy, Türk topraklarına yeniden katıldı.

CUMHURİYET DÖNEMİ

1935’ten 1941 arasında Trakya Başmüfettişliği görevini üstlenen Kazım Dirik tarafından bölgeye çok yardım edildi. Halka hayvancılık konusunda eğitim verildi. Macar mimarlar tarafından  Pehlivanköy ilçe merkezine Atatürk Meydanı ve Mehmetçik parkı yaptırıldı ve halka spor malzemeleri sağlandı. Bir süre Babaeski’ye bağlı bir bucak olan Pehlivanköy 1957’de İlçe oldu.

TARİHİ ESERLER VE ÖNEMLİ GÜNLER

Pehlivanköy, Ergene Nehri üstündeki Akarca Köprüsü. Osmanlı döneminde 16. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Uzunköprü-Pehlivanköy-Edirne yolu üzerinde, Pehlivanköy’e Uzunköprü tarafından girişte bulunan Ergene Nehri üzerinde bulunmaktadır. Rivayete göre köprünün orta kemeri bir türlü düzgün yapılmamıştır. Usta birinin kurban edilerek duvarın içine gömülmesi ile orta kemerin yerinde duracağını söyler. İşçilere yemek taşıyan kadınlar arasından ertesi gün yemek getiren kadın öldürülecektir. O kadın da yeni doğum yapmış, çocuğunu emzirmekte olan bir annedir. Ertesi gün kadın köprünün yerinde durması için kurban edilir ve kemer tamamlanır. Ancak kadın bir cuma günü öldürüldüğü için her cuma ağlayan bir kadın sesi duyulduğu ve orta kemerden süt aktığı söylenmektedir. Köprünün adı Akarca da süt akmasından gelir.

-Article Bottom-

CEVAP VER

Yorumunuzu ekleyiniz!
Lütfen adınızı giriniz